Diğer

100. Yazı ve 10 Soru

Yayın tarihi: Kelime sayısı: 2770

EcoDiurnal‘da yazılar yayınlamaya ilk olarak İETT‘nin Organik Yolculuk adını verdiği, sözde çok şahane, uygulamada söylemlerini desteklemeyen projesine ait deneyimlerimi paylaşarak başladım. Kent sınırları içerisinde doğaya dokunmak, sağlıklı beslenmek ve metropol sınırları içerisindeki köylere dinamizm katmak amacıyla hareket eden, ancak sonuçları pek de öyle olmayan bir çalışmanın deneyimleyeni olarak anladımki bu ve buna benzer konular doğrudan parçası olunmadığı sürece işlevini yerine getirememekte. Kıyısından köşesinden dahil ya da tanık olduğum sosyal sorumluluk projelerinde de genel olarak durum pek farklı değil. Uzak mesafeden dürbünle sorunları belirleyip, soruna ve sorunu yaşayana karşı mesafeyi koruyarak çözüm üretmeye çalışılmanın pratikte bir fayda sağladığına pek tanık olmadım. Elbette, eleştirmek kolay. Peki, eleştirinin altını nasıl doldurmak gerekiyor? İşte bu sorunun cevabına odaklanan tam 100 yazı oldu ve başlıkları belli olan şimdilik 500’ün üzerinde yazı (notları da derleyince bir o kadar daha başlık eklenecek) tamamlanmayı ve yayınlanmayı bekliyor. Daha uzun bir süre vaktinize talip olacağım gibi. Ancak, günün sonunda yaptığım eleştiri salt eleştiri olarak kalmadığı, en azından bana ve benzer kaygılar taşıyan bir başkasına fayda sağlayacağını düşündüğüm için memnunum. Şimdiye kadar aldığım güzel yorumlar için tekrar herkese teşekkür ederim.

Bu yazı ana akış içerisinde yer almıyor ve arama motorları tarafından indekslenmiyor. Tüm bunlara rağmen bir şekilde bu yazıya ulaşmış ve okuyorsan, bilmelisinki düşüncelerini paylaşman benim için oldukça önemli. Keyifli okumalar.

Sıklıkla Karşılaştığım Sorular

Bu yazıda, geçen 100 yazılık süreçte karşılaştığım sorulardan 10 tanesine cevap vereceğim. Kişiselliğin konudan ağır bastığı içeriklerden özellikle kaçınıyor, mümkün olduğu kadar dış gözlemler yaparak konuları değerlendirmeye çalışıyorum. Sorulara verdiğim cevaplarda da benzer kaygılar güttüm. Umarım amaç, plan ve düşünce bağlamında daha net bir mesaj verebiliyorumdur.

Neden?

Yürüyüşlerin olmazsa olması bu soru. Neden? Neden yürüyorsun? Neden teksin? Neden burası?

İşimize gelmeyen, kendi görüşlerimizle, davranış biçimlerimizle, dünya görüşümüzle çelişen durumlarda sorduğumuz sorulardan biri; “neden?”. Bu soruyu her duyduğumda ayrıca bir düşünme süreci içerisine giriyorum. Çünkü, neden sorusu, soruyu soran kişinin konuya kendince herhangi bir mantıklı içerik oluşturamadığının göstergesi çoğu zaman. Soran kişi bir güvenlik görevlisiyse açıklamayı bu bağlama oturtmanız gerekiyor. Avcı, ormancı, çiftçi ya da bir başka yürüyüşçüyse bağlamlar da değişiyor. Ardından tekrar bir neden sorusu ortaya çıkıyor. Daha kolayı varken (örneğin bir arabayla ya da motorla gezmek, bir tatil mekanında, lüks bir otelde konaklamak, parsellenmiş bir deniz kıyısında denize girmek…) neden yürüdüğüm, neden bunu tek yaptığım ve neden kültür rotalarını tercih ettiğim. Bu neden sorularının gittiği yollar hep kazanımlarda birleşiyor; “ne kazanıyorum? ne kadar veriyorlar?”

Eylemsizliğe yönelik günlük kararlarımızın dışındaki durumlarda da gereksiz tüketimin temsilcileriyiz. Nedenini merak etmeden verdiğimiz kararlarla gündelik yaşamlarımızı devam ettiriyoruz ve bu kararların olası sonuçlarına dair en ufak bir öngörümüz, sonuçlarına dair en ufak bir pişmanlığımız bulunmuyor. Haliyle, doğayı, insanı sömürüyor, bunu teşvik ediyor, başkalarının benzer eylemlerine (şirketler, devletler, kişiler…) zemin hazırlıyoruz. Yürümek bu anlamda benim tercih ettiğim en basit eleştiri ve aynı zamanda da çözüm; esasında izlemek, tanık olmak, yalın bir deneyim için bir araç. Çünkü konsantrasyonunuzu dağıtacak farklı süreçler yürüme esnasında en minimum hallerini alıyorlar. Yol bitene kadar, deneyimin parçası olmaya devam etmek zorundasınız. Manzarası şahane yollar kadar iş araçlarının tozları arasından da yürüyebiliyorsunuz. Yolların dil gibi canlı bir varlık; hafızaları, geçmişleri ve gelecekleri olduğunu düşünüyorum. Doğuyor, gelişiyor ve ölüyorlar. Kimileri çok yaşlı, kimileri daha yok bile. Yolun kendisi bir amaç taşımıyor, iyilik ya da kötülükle nitelendirilemiyorlar. Ancak, belirli bir amacın sonucu olarak ortaya çıkıyorlar ve sundukları deneyimleyene göre anlam kazanıyor. Yolda seyredenler belirli amaçlar için bu yollarda geçici sürelerde yola ve yolun sunduklarına sadece tanıklık edebiliyorlar. Gettolardan, alışveriş merkezlerinden, fabrikalardan geçebildiği gibi denize, dağlara, ormana, derelere ulaşabiliyorlar. Tüm bu gidişat içerisinde yolun beraberinde sunduklarına bireysel olarak maruz kalıyorsunuz. Tek kişi ya da bir grup olarak kat ettiğiniz mesafe herkesin kendi bakış açısı içerisinde ayrı bir anlam kazanıyor. Çantaların ağırlığı, yaş, enerji, bireysel duygu durumları… Yolla aradaki tercihli mesafe (ayakkabı, bisiklet, araba…) de deneyim içerisinde bir değişken haline geliyor. Yürümenin avantajı, yol sahne haline geldiğinde perde arkasındaki olaylara da tanık olmanızı mümkün kılması. Evet, yürümemin nedeni bu. Bir araç camı ardından her şey yapay bir düzgünlük, güzellik taşıyor olabilir ki genelde de öyle oluyor. Araçlara göre yol kenarlarına kurulan işletmeler, tabelalar, ışıklar siz başladığınızda anlamsızlaşabiliyor. Dağlarda kayalar üzerine yazılmış bir konaklama yeri sahip olduğunuz enerji, güneşin batışı ya da doğuşu, hava durumu gibi bir çok etki altında daha farklı bir nitelik kazanıyor. Belki de o noktaya ulaşmak için rotanızdan çıkmalısınız ve bir kaç saat sonrasında ya da ertesi gün kaldığınız yerden devam etmeniz rota yürümenin adabındandır.

Yola, yürümeye ne anlam yüklemiş demeden önce, okuyacak kitap da arıyorsanız ve şimdiye kadar denk gelmemişseniz Yürümeye Övgü (David Le Breton) ve Flanör Düşünce (Hüseyin Köse) kitaplarını öneririm.

Nasıl Vakit Ayırabiliyorsun?

Aylık planlarımı ve öncelik sıralamamı bu amaca yönelik yapıyorum. İlk olarak evimi daha stratejik bir noktaya taşıdım. Ardından, günlük gereksinimleri mümkün olduğu kadar otomatize etmeye başladım. Dahil olduğum projelerin yönetim süreçlerini de zaman içerisinde sistemsel bir yapıya ulaştırdığım noktada artık karşılaşabileceğim sorunlar da oldukça minimize edilmiş oldu. 2017 başı itibariyle toplu taşıma kullanmamı gerektirmeyecek şekilde gün içi hareket serbestliğine kavuştum. Trafikte zaman ve motivasyon kaybetmeden günün akışını olabilecek en etkili şekilde değerlendirmek önceliğim. Bu sayede sabah, öğle ve akşam olmak üzere her gün, değişmeyen bir kural olarak 7 km yürüyor, bir çok işle ilgilenebiliyorum. Bir nedenden dolayı şehir dışı yürüyüşleri askıya aldığımda da gerekli neden ortadan kalkana kadar şehir içi yürüyüşler, eğitimler ve okumalarla devam ediyorum. Bir önceki aydan sonraki ayın gereksinimleri hazır olduğu için zamanı en etkili şekilde değerlendirmek sorun olmuyor. Örneğin, şu sıralar önceliklerim arasındaki tezimi tamamlamamın ardından 2018 yılında EcoDiurnal için ayırdığım süre de bir hayli artmış olacak.

Neden Solo Yürüyorsun?

Birden fazla nedeni var. Öncelikle, karar vermemi, harekete geçmem daha kolay oluyor. Planların örtüşmesinin beklenmesi gibi bir durum olmadan, kendi belirlediğim zamanda belirlediğim rotayı yürüyebiliyorum. Bir başka değişken karar ve eylem sürecine dahil olduğunda süreç daha yavaş ilerleyebiliyor ve haliyle kendi belirlediğim önceliklerle diğer öncelikler arasında bir karar mekanizmasının işlemesi gerekiyor. Tüm bu süreci daha etkili kullanmak adına solo yürümenin daha avantajlı olduğunu gözlemleyip bu şekilde ilerlemeye karar verdim. Rotaları kendi belirlediğim tempoda, daha kısa sürede yürüyebiliyorum ve bu hareket halindeyken de esneklik sağlıyor. Evet, ayrı riskler ve zorluklar barındırıyor. Diğer yandan, solo olarak yürünen bir yolu çok daha farklı değerlendiriyorsunuz. İşaretlemelerden rotanın sahip olduğu özelliklere her şeye daha net bir şekilde odaklanabiliyorsunuz. Bu da var olan sorunları daha kolay fark etme ve değerlendirme imkanı sunuyor. Bir rotadaki su sıkıntısına karşı vereceğiniz örnek, gerçekten o yolun kişi nazarında ne kadar su gerektirdiğinin de doğru bir analizi olabiliyor. Ya da konaklama noktalarını değerlendirirken solo olmanın gerektirdikleri şartlara uygun karar vermeniz birden fazla yürüyüşçü için daha uygun bir kamp noktası belirleyebilmenizi de sağlayabiliyor. Elbette arada arkadaşlarımla ve web sayfası üzerinden iletişime geçen okuyucularla birlikte gerçekleştirdiğim doğa etkinlikleri de oluyor. Ancak, önceliğim kültür rotalarını solo olarak yürümek ve bu rotaları tamamlamak.

Nasıl Besleniyorsun?

Mümkün olduğu kadar endüstriyel, hayvansal, hazır gıdalardan uzak durmaya özen gösteriyorum. Vegan değilim, ekolojik besleniyorum ve bu beslenme biçimi içerisinde satışı gerçekleşen hayvansal ürünlerle ilgili endişelerim bulunuyor. Bu nedenle tercih etmiyorum. Zorunda değilsem dışarıda yemek yemiyorum, gerekli durumda da mevsim sebze ve meyvelerinin olduğu seçenekleri değerlendiriyorum. Tercihim yerel ve küçük üreticiden ürünleri alıp kendi hazırladığım yiyecekler.

Tehlikeli Bir Durumla Karşılaştın Mı?

İlginç sorulardan biri. Bu soru şehir sınırları içerisinde sorulduğunda bir başka insanı, doğal alanlar söz konusu olduğumda da yabani hayvanları nitelendiriyor. Her iki nitelendirilen durumla ilgili de güvenli olmayan deneyimlerim oldu. Tehlikeli diyemem, neticede bir şekilde üstesinden gelinebilmiş durumlar ki hala faaliyetlerime devam edebiliyor, yazılar yayınlayabiliyorum. Şahsi olarak yorumum doğadaki en tehlikeli türün insan olduğudur. Yabani bir hayvan zorunda değilse kesinlikle bir insana saldırmaz. Zorunluluğu iyi değerlendirmek gerekiyor çünkü benzer durumdaki insan da benzer eğilimler gösterebilir. Bu nedenle duyarlı, tedbirli ve kontrollü hareket etmek oldukça önemli.

Korkmuyor Musun?

Bu soru genelde tehlikeli bir duruma karşı olan duygu durumumu öğrenmek için sorulsa da altında soru soranın sahip olduğu ölüm korkusunun izlerini görmek oldukça mümkün. Belirsiz durumlara karşı herhangi bir korku taşımadığımın neredeyse her yürüyüşte sağlamasını yapmış oluyorum.

Sponsorun Var Mı?

Maddi olarak destek sağlayan herhangi bir sponsorum yok. EcoDiurnal için oluşturduğum bir kaynağa bağlı olarak planlamalarımı yapıyorum, mesleki olarak bir proje şeklinde nitelendirdiğim bu sürecin de yönetimini buna uygun yapıyorum. Görüştüğüm markalar olsa da EcoDiurnal bir gezi sitesi olmadığı, olmayacağı, içeriklerin bir moderasyona uğramasını istemediğim için ortak bir noktada buluşamadık. İlerleyen zamana dair öngörülerim mevcut ancak sponsor olmadan da yürümeyecek bir süreç söz konusu değil.

Neden Kültür Rotaları?

Bir yerden başlamak lazımdı. Rotaların hazır olması ve halihazırda bir tanıtımlarının olması benim için oldukça kullanışlı bir zemin oluşturduğu için Kültür Rotaları ile başladım. Alternatif olarak yürüdüğüm ve paylaştığım rotalar da var elbette. Ancak, önceliğim başı-sonu belli, içerikleri farklı kişi ve kurumlarca oluşturulmuş ve paylaşılan rotalar. Kültür rotalarının tamamını solo olarak yürüyerek geriye yönelik ölçümlemem ve uluslararası rotalarla birleştirebilmem de oldukça kolay.

Tüm Bu Sürecin Etkisi Ne Oldu?

Teknoloji ve tüketim bağımlısı kentliler haline gelip, siyaset kanalıyla düşünmeyen, sorgulamayan, talep etmeyen, zorlamayan bireyler haline getirildik. Ancak, “gelişmiş bir toplum” olarak pamuk ipliğine bağlı bir sistem içerisinde hareket ediyoruz. Doğal bir afet durumunda, sosyal bir harekette, toplumsal bir tepkide gerçekleştirebileceğimiz eylemler oldukça sınırlı. Kendimize ve yakınlarımızdakilere yardımcı olabileceğimiz bilgi ve becerilere sahip değiliz. Doğaya karşı farkındalığımız yok. Bizim için bir kaç ağaçtan fazlası olmayan, fotoğraflarda güzel duran alanların hayatımızdaki rolü konusunda bir fikrimiz olmadığı için ve buna bağlı olarak bir sorumluluğumuz da olmadığını sanıyoruz. Hava kalitesinin her geçen zaman daha da vahim duruma geldiği, afet durumunda toplanılacak alanların birer alışveriş merkezine dönüştüğü, yeşil alanların türlü yolsuzluklarla satıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Günlük rutinlerimizin dışında nasıl hareket edebileceğimizi, barınabileceğimizi, çözüm üretebileceğimizi bilmeden rafa, masaya, menüye konanlarla besleniyor, ekranda, sahnede, kağıt üzerindeki görüntülerle zamanı harcıyoruz. Kendimize, topluma, dünyaya karşı bilinçli bir şekilde sağladığımız katkı neredeyse yok. Şirket ve devlet söylemlerine göre estetik algılarımız, sağlığımız, düşüncelerimiz, anlayışımız değişiyor. Sağlık belirli tutumların sonucu olarak elde ettiğimiz, sürdürülebilir kılınması gereken bir durum. Aksi durumda şirket söylemlerine göre ilaçlarla, vitaminlerle, devlet söylemlerine göre gdo’lu besinlerle beslenmek, radyoaktif içeceklerle hayatta kalmamız gerekir.

Hal böyle olunca, en azından kendim ve çevremdekiler için bağımlılıklara, zorunlu tutulan koşullara karşı pratikler geliştirmenin ve bunları paylaşmanın mümkün olduğunu görmek istedim. Geldiği noktaya hep beraber tanıklık ediyoruz. Ekolojik bir şekilde yaşamak ve bunu şehir sınırları içerisinde de yapabilmek mümkün. Ezberlenmiş argümanlarla değil, tamamen içerisinde bulunulan durumların sonucu olarak ortaya çıkan söylemlerle yeni bir şeyler anlatmak mümkün.

Sıklıkla sorulan ilişkili bir soru daha var. “Bir gün kırsala göçüp orada yaşamak ister misin?” diye. Böyle bir hedefim şu an için yok. Çünkü biz şehirlerden uzaklaşınca, gözlerimizi kapattığımızda, kulaklarımızı tıkadığımızda problemler çözülmüş olmuyor. Aksine, daha geniş bir alana yayılıp büyüyor ve bir gün son yeşil alan, son su birikintisi kalmayıncaya kadar da büyümeye devam edecek. Kentleri dönüştüremediğimiz sürece de bir kurtuluş olacağını sanmıyorum. Canlıları hasta eden, öldüren, tecavüz eden, hakaret eden, hapseden düşüncelere, inançlara, hareketlere karşı attığımız her geri adımın bizim için bir kayıp olduğunu düşünüyorum.

İlk olarak günlük rutin içerisindeki gereksizliklerden kurtulmaya başladım. Pratikler üzerine daha çok düşünecek zaman elde etmeye çalıştım. Almak yerine üretmek, değiştirmek, geliştirmek işimin de bir parçası olduğu için bu aşamada pek sorun yaşamadım. İlk yardım eğiminin ne kadar önemli olduğunu anlatmaya başladım. Bir çok şeyi minimize edip artan bilgi ve becerilerle üretmeye daha çok zaman sağladıkça süreç daha da etkili bir hale geldi.

Bir Sonraki Planın Ne?

Permakültür tasarımı konusunda belirlediğim bir hedef var. Önceliğim şu an için bu. Ardından bostan veya gerilla bahçesinde daha aktif bir rol almayı istiyorum. İş bilgi ve becerilerimi dahil ettiğim ekolojik yaşamdan elde ettiklerimi de işime dahil ederek aradaki ayrımı daha da daraltmak ve bu amaca yönelik ürün ve projeler oluşturabilmek ise tüm sürecin ana hedefi.

Şimdilik düşünceler ve düşüncelerin kelimelere yansıması bu şekilde. Bir sonraki 100. yazıda bakalım neler eklenmiş, neler çıkmış olacak…

Keyifli seyirler.

Hey! Bir dakika!

Yeni içeriklerden haberdar olmak ister misin?


Kayıt Ol!

Etiketler

Yorumlar

Yazıyla ilgili düzenleme gönder!

Sonraki Yazı

Aktüel

Türkiye Su Meclisi

16-17 Ocak 2010 tarihinde, Rize’nin İkizdere ilçesinde Türkiye’de uygulanan su politikalarının mağdur ettiği insanlar bir araya...

Önerilen Yazılar