Büyük alışveriş ve iş/yaşam merkezlerinin önünden geçerken sıklıkla binaları, kaplanan alanları öven birilerine denk gelirim. Genelde söylemler binanın mimari estetiği ya da tekniğine değil, daha temel değerlendirme kriterlerini olan boyutları ve potansiyel iş olanakları üzerinedir. Halbuki, bu büyük yapılar bir çok sorunun da kaynağı konumundalar. Açıkça söylemek gerekirse, bu durumun aksi olabilecek herhangi bir örneğe İstanbul’da daha rastlayamadım. Mahalleler, şehirler, ülkeler oluşturdukları ağlar bütünü içerisinde “doğal niteliği itibariyle herkesin kullanımına açık bulundurulması gereken yerler” olarak tasarlanabilecekken sınırlı kaynakların tükenmesi yönünde kuvvetlendirici olarak “alan işgali”nin neden bu kadar teşvik edildiğini anlamak güç; money talks. Elbette bu kendi gözlemlerim sonucu ortaya çıkan şahsi yorumum ve üzerine düşünmemiz gereken problemlerden sadece biri. Günün sonunda, elde ettiklerimiz ve kaybettiklerimiz gelecekte karşılaşacağımız durumların temelini oluşturuyorlar. 22 Nisan Dünya Günü‘nde, en azından bir günlük bir farkındalıkla attığımız bir adım bu temel içerisinde küçük bir olumlu yaratabilirse ne mutlu. Dünya Günü‘nüz kutlu olsun.
22 Nisan Dünya Günü
1969 yılında San Francisco’da düzenlenen Ulusal UNESCO Dünya Konferansı‘nda barış aktivisti John McConnell tarafından dünyamızın maruz kaldığı çevresel tehditlere karşı farkındalık sağlamak amacıyla bir özel gün düzenlenmesi fikri ile ortaya çıkmıştır.1 Dünya Günü kutlamaları için tarih olarak gece ve gündüzün eşit olduğu 21 Mart’ı (ekinoks) önermesine karşın, çevre sorunlarına büyük bir kamuoyu oluşturmayı başaran ilk hareket Gaylord Nelson‘un (Wisconsin Senatörü) desteği ve Denis Hayes‘in organizatörlüğünde 22 Nisan 1970 günü ilk Dünya Günü olarak tarihe geçmiştir. Elbette bu süreç Ulusal UNESCO Dünya Konferansı ile başlamıyor. John McConnell tarafından 1969 yılının son aylarında ilk taslakları tamamlanan ve Peter Tamaras (San Francisco Board of Supervisors)’a sunulan Dünya Günü’nün hemen ardından öneriyle birlikte Dünya Günü Bildirgesi oluşturuluyor. John McConnell tarafından yazılan bildirge Joseph L. Alioto’a (Mayor of San Francisco) sunuluyor. 1 Mart 1970 tarihinde bildirge San Francisco’da yayınlanıyor. Golden Gate Park’ta Dünya Bayrağı’nın çekilmesi, okulların kutlamalara katılmasıyla bir hareket haline geliyor ve milyonlarca insanın katılımı gerçekleşiyor. Bu süreç içerisinde Ulusal UNESCO Dünya Konferansı’nda (Konu: Man and His Environment) da bildirgenin sunulması gibi bir şans yakalanıyor. Bildirge sunumunun ardından UNESCO Dünya Günü Kutlamaları’nın Birleşmiş Milletler faaliyetlerini destekleyen ana sponsoru olduğunu duyuruyor.
Yaklaşık 20 milyon kişinin katıldığı ilk Dünya Günü’nde birçok konferans ve sempozyum düzenlenerek çevre sorunlarına dikkat çekilmiş, “Temiz Hava Yasası” (Clean Air Act) ve “Temiz Su Yasaları” (Clean Water Act) hazırlanmış ve sunulmuş. Elbette o zamandan günümüze kutlamalar enerjisini epeyce yitirmiş durumda. Geçen 40 yılın ardından çevre sorunlarıyla ilgili alınan önlemlerin ne kadar ciddi değerlendirildiği ve ne kadar çözüm olacağı ayrı birer tartışma konusu. Elbette, değişimde 1960-70’li yıllardaki endüstrileşmenin sonucu olarak yaşanan kirliliğe karşı ortaya çıkan tepkilerin de etkisi büyük. Birçok farklı ülkede insanların sürekli kurşunlu hava soludukları, fabrikaların kamu oyu tepkisinden, kötü imajdan ve yasalardan korkmadan çevreye atıklar saçtıkları dönemde karşı bir hareketin büyümesi çok da sürpriz olmasa gerek.
Geçen zaman içerisinde başta Türkiye olmak üzere bir çok ülkede hala çevre duyarlılığı kazanılmış değil. Düşününki, çevre felaketi oluşturabilecek hareketler devlet eliyle de desteklenebiliyor ve hatta devlet eliyle gerçekleştiriliyor. Nesli tükenen hayvanlar, yok edilen ormanlar, endüstriyel tarım ve hayvancılık için doğanın, insanın, hayvanların sömürülmesi… Değişen pek bir şey olduğu pek söylenemez. Örnek olarak temiz içme suyu ve bu suya erişimi düşünelim. Su kaynaklarının yeterliliği, sosyoekonomik yapı, su kalitesi vb. şartlar nedeniyle su arzı ve net su tüketiminde kıtalar, ülkeler arası, bölgeler ve kentler arası büyük farklılıklar söz konusu olsa da, herhangi bir başka kaynak (deniz suyundan içme ve kullanma suyu elde etmek, buz eritmek vb.) yaratmadan kullanabileceğimiz 9000 km3/yıl suyumuz olduğu belirtilmektedir.1 Bu suyun %66’sı tarımsal faaliyetler için kullanılmaktadır.2

Tarım alanları, endüstri ve kentler gibi suyun başlıca kullanım alanlarında 1950’den itibaren yoğun bir talep artışı gözlenmektedir. Günümüzde besine, içme suyuna, endüstri ürünlerine ve ev araç gereçlerine duyulan ihtiyaç arttıkça, suya olan talep de artmaktadır. 1950’li yıllardan 2000’lere doğru su arzında ve net su tüketiminde ise yaklaşık 3 kat bir artışın olduğunu gözlenmiştir. 2025’de su arzı ve net su
tüketiminin sırası ile 5235 km3/yıl ve 2764 km3/yıl’a ulaşacağı tahmin edilmektedir.

Diğer yandan nüfus artışı (tahmin edilen rakam 7.500.036.093) ve beslenme sorunları da oldukça ciddi boyutlara ulaşmış durumda. Yaşanan açlık ve sefaletle ilgili artık haberler daha az karşımıza çıkıyor. Örneğin, Yemen’de 17 milyon insan yeterli beslenememekte ve sürekli olarak öğünleri azaltmaya mecbur kalmaktalar.
7 milyon Yemenli nereden yiyecek temin edeceğini bilmiyor ve açlığa her zamankinden daha yakın.
BM Yemen İnsani Yardım Koordinatörü Jamie McGoldrick
Enerji boyutu ise başka felaketleri de beraberinde getiriyor. Özellikle ülkemizin termik ve nükleer santraller konusunda plansızca gerçekleştirdiği aksiyonlar ülkenin bir ucundan diğerine büyük bir tehlike içerisinde kalmasına neden oluyor. Bilinen rezervlerle dünyadaki petrole 46-50 yıl arasında ömür biçilirken, görünür doğalgaz rezervlerinin tükenme ömrünün 63 ile 119 yıl, kömürün ise 119 ile 176 yıl arasında olacağı tahmin ediliyor.
Başta kullanılan fosil yakıtlar ve endüstriyel atıkların sonucunda da önlenemez bir çevre kirliliğine ve buna bağlı olarak ölümlere neden olmakta. Çevre sorunlarının gelişmekte olan ülkelerde ölümlerin yüzde 20’sine yol açtığı düşünülüyor. Söz konusu bölgelerdeki zehirlerin buralarda yaşayanları kanser, akciğer rahatsızlıkları ve zihinsel engelli çocukların dünyaya gelmesi gibi problemlerle karşı karşıya bıraktığı belirtilmekte.3 Blacksmith Enstitüsü’nün hazırladığı listede, bir dönem kimyasal silahların üretildiği Rusya’daki Dzerzhinsk ve Zambiya’da bakır madeni bölgesi olan Kabve kasabası gibi yerler de bulunuyor. Türkiye’de de durum içler acısı. Avrupa’nın hava kirliliği en yüksek 10 şehrinden 8’i Türkiye’de yer almakta.4
Peki Dünya İçin Neler Yapabiliriz?
Tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmekle başlamamız gerekiyor. Alışveriş merkezleri sağladıkları faydalardan katlarca kez zarara neden olmakta. Bu bilinçle hareket etmek gelecek için bir umut oluşturabilir.
Ambalajlı ürünler, hazır gıdalar yerine yakınımızdaki üreticilerden ürünler temin edebiliriz. Böylelikle hem mevsiminde sağlıklı gıdaya erişmiş hem de küçük üreticileri desteklemiş oluruz. Unutmayın, sadece küçük üreticiler sayesinde biyolojik zenginliklerimiz yok olma tehlikesinden kurtulabilirler. Gıda Tarım Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik’in hala GDO’lu ürünlerin hangi markalara ait olduğu bilgisini paylaşmıyor oluşunun elbette ardında çıkar kaygıları bulunuyor. İşte bu gibi nedenlerden dolayı, küçük üreticiler sağlıklı gıda için oldukça stratejik bir öneme sahip. Küçük üreticilere doğrudan ulaşamıyorsanız gıda topluluklarına ve kooperatiflere katılabilir, aylık, haftalık düzenli alışverişlerinizi buralardan yapabilirsiniz.
Evde, okulda, iş yerinde kompostlar kurabiliriz. Organik artıklarımızı bu şekilde kolaylıkla değerlendirebiliriz. Aynı zamanda yemeklerde, salatalarda kullandığımız sebzeleri küçücük bir alanda tekrar tekrar (re-grow) yetiştirebiliriz. Kompostun suyu, elde edeceğimiz toprak ile zamanla göreceksinizki ihtiyacınız olan bir çok şeyi aslında çok az vakitle kendiniz sağlayabilmektesiniz. Yer sorunu yaşıyorsanız ortak alanları kullanabilir, yakınınızdaki bir bostana destek verebilir, komşunuzun bahçesinden faydalanabilirsiniz. Unutmayın, bereket her zaman kendini aşar ve ektiğinizden fazlasını elde edersiniz.
Dışarıda yemek yemek çok pratik olabilir. Ancak, kullanılan yağlar, üretim süreçleri, kullanılan ürünlerin mevsimlik olup olmamaları, nerede üretildikleri gibi onlarca soruyu da beraberlerinde getirmekteler. Mutfağı, yiyeceklerin üretimi, ürünlerin yetiştirilişlerini bilmiyor olmamız sorunları ortadan kaldırmıyor ve bir gün mutlaka acı gerçeklerle yüzleşmemiz gerekecek. Her gün çeşit çeşit yemek yapmak zorunda değilsiniz elbette. Peynirle, yoğurtla, ekmekle, probiyotik yiyecek ve içeceklerle başlasanız bile onlarca adım atmış olursunuz.
Yürüyebildiğiniz kadar yürüyün. Gün içerisinde bir kaç dakika, hafta sonları bir kaç saat… Mümkün olduğu kadar yürüyün. İlla bir etkinlik olarak yürümenize gerek yok. Bir kaç sokak yürümeniz, bir sonraki duraktan araca binmeniz bile bir kazanç.
Kaynakça
- Kamu Yararı Kavramı, Osman Saraç
- Understand Earth Day – the Key to a Future For Our Planet, Lee Lawrence, John McConnell, 1999
- The First Earth Day: A Brief History
- The History of Earth Day
- When Earth Day changed the world
- Be an Environment Freak at CSU – 1970
- Earth Day 2013 – Let’s All Make An Earth Day Pledge To Be Part Of The Solution
- Dünya Enerji Kaynaklarının 100 Yıllık Ömrü Kaldı
Kaynakça nedir?
- 1 Dünya Günü
- 2 Dünya’da ve Türkiye’de Su Tüketimi, Nusret Karakaya, İ. Ethem Gönenç
- 3 Dünyada çevre kirliliğinin en fazla olduğu 10 yer
- 4 Avrupa’nın hava kirliliği en yüksek 10 şehrinden 8’i Türkiye’de!